dü. Ayni zamanda da Polonya Cumhurbaşkanlığı ikametgahlığı da yaptı.
II. Dünya savaşı sırasında, işgalci Alman kumandanlarının evi haline geldi ve komutan Hans Frank burada ikamet etti. Savaşın bitimiyle yeniden müzeye dönüştürüldü ve gerçek haline 1960'li yıllarda dönüştürülebildi. 1992'den sonra büyük yatırımlarla tadilatlar yapılarak bugünkü haline geldi.Krakow ayrıca bilim, kültür ve entelektüel hayata da merkez olmuştur. Bunun en güzel örneği Orta Avrupa’nın 2.en eski Üniversitesi olan Jagiellon Üniversitesi'nin 1364'de burada kurulmuş olmasıdır.
Mimari özellikleriyle de Krakow bir şaheser. Avrupa’nın en geniş eski kent meydanî ile dikkat ve ilgi çekiyor (200 x 200 kare formda). Müze kent diye adlandırabileceğimiz bu kentte, böylesine geniş alanın içerisinde Sukiennice adi verilen, eskilerde hayvan ve sebze pazarı olarak kullanılan, şimdilerde ise turistik-hediyelik eşyaların satıldığı Kapalı Çarşı yer alıyor. Bu yapının ilk inşası erken Ortaçağ dönemine denk geliyor. Ancak yapı 1555'deki büyük yangından sonra bugünkü seklini alacak şekilde yeniden inşa ediliyor. 1883'den beri müze olarak kullanılan bu binanın 1.katında bugün XIX.yüzyıl Polonya sanat eserlerinin sergilendiği bir galeri yer alıyor. Binanın zemin kati 4 tarafından girişlerle, dikdörtgen formda kapalı bir yapı. İçinde 100e yakin küçük küçük dükkancıklarda gizli kalmış el sanatlarını bulup ortaya çıkartabilir, el işi eserleri, saf yün kazakları, amber taşından yapılmış, gümüşle süslenmiş mücevheratları bulabilirsiniz.
Yine bu meydan içinde göze çarpan yapılardan bir diğeri, Ratusz, yani eski belediye binası ve gözetleme kulesi. Yapım tarihi 1316. Kuleye yaz aylarında çıkılabiliyor ve Eski Kent Meydanına yüksekten bakılabiliyor. Şimdilerde Krakow Şehir müzesine bağlı olarak içinde bir tiyatro ve çok cici bir kafeterya barındırıyor. Aslına bakarsanız sadece bu yapının altında değil, kentin mimari yapısı gereği, Eski Kent Meydanîni çevreleyen tüm binaların altında mahzen tipinde, Barok tarzında bir şehir daha var dersek abartmış olmayız. Her binanın altında birbirinden değişik ve ilginç şekilde döşenmiş, kafeteryalar, diskotekler, jazz barlar, publar, barlar, müzikholler, restaurantlar, resim galerileri, antikacılar dolu. Yani kentin dışarıdan baktığınızda sizi büyüleyen güzelliğinin yani sıra bu alanlarda geçireceğiniz vakit de sizi hayrete düşürecek ve unutulmaz anlar yasayacaksınız. Eski Kent meydanına sizi götüren sokaklar da birbirinden enteresan ve hareketli. Özellikle, şehrin Ana Giriş Kapısına ( Barbakan a) sizi götüren Florianska caddesi cıvıl cıvıl ve her an her aktiviteye yaz-kış hazır. Sokak tiyatrocuları, pandomim göstericileri, müzisyenler, sokak ressamları bu sokak üzerinde gösterilerini icra ediyorlar. Meydanîn ortasında da mekânın geniş olması nedeniyle her bir kösede bir faaliyet sürüp gidiyor. Hem de yazın sıcağına, kisin soğuğuna aldırmaksızın. Yerel kıyafetleri içinde yaşlı insanlardan kurulu 7–8 kişilik bir orkestra görürseniz şaşırmayın. Son derece sıcakkanlılar ve sizin onlara para verip vermediğinize aldırmadan gösterilerine devam ediyorlar. Hele bir de Türk olduğunuzu duyarlar ya da anlarlarsa daha bir keyifleniyorlar. 123 yıl boyunca (1795–1918) Polonya’nın tarih sahnesinde olmadığı dönemlerde, Polonya’nın yok olduğunu kabul etmeyen ve her diplomatik ortamda Polonya varmışçasına bir tavır sergileyen Türkleri Polonyalılar unutmamış. 1364'de kurulan Orta Avrupa’nın ikinci Üniversitesi olan Jagiellon Üniversitesi 'nin rektörlük binası da görülmeye değer yerlerden. Vaktinizi, Eski Şehri çepe çevre saran ağaçlık ve çiçeklerin bulunduğu Plantasyon da da geçirebilirsiniz ve emin olun pek de keyifli olacaktır.
Bu meydanin en önemli yapısı kuskusuz, Hıristiyanlık aleminin en güzel kilisesi kabul edilen, Eski Kent Meydaninin Kuzey-Doğu kösesinde bulunan Azize Meryem Kilisesi. Yapım tarihi 1223. İki kulesi bulunan bu yapının bir kulesi Geç-Gotik, diğeri ise Barok bitişli. Gotik bitişli kulenin en yukarıdaki penceresinden, XVI. yüzyıldan bu yana her saat başı bir melodi çalıyor. Bu melodinin adi “Hejnal”. Bu melodiyle Tatar Türklerini hatırlıyor Polonyalılar ve bu kenti ziyarete gelen turistler. 1241 yılında ki Tatar baskını sırasında bir Tatar okçusu, kente yapılan bu saldırıyı haber vermek için bu melodiyi çalan borazancıyı, şehre giriş kapısının-Barbakan’ın olduğu yerden okuyla boğazından vuruyor. Melodi yarim kalıyor. Savaşın neticesinde kent Tatarların eline geçiyor. İşte bu hikâyeyi hatırlatmak için 500 yılı aşkın bir süredir bu melodi her gün-her saat başı çalıyor. Artik bu melodi kentin bir simgesi haline gelmiş ve Azize Meryem Kilisesi'nin mihrabının açılış saati olan 12.00'de kent sakinleri ve turistler kulenin altına gelip toplanıyor ve bu melodiyi yarım kalmış haliyle dinliyor. Melodinin bitimiyle beraber bir alkış tufanı kopuyor. Bu melodiyi icra ettikten sonra borazancı (Aslında bu melodiyi bir itfaiyeci çalıyor) halkı selamlıyor. Bu gelenek yaz demeden, kış demeden devam ediyor. Hatta Devlet Radyo ve Televizyonu Krakow şubesi bölgesel yayını sırasında saat 12.00'yi vurduğunda bu melodiyi yarim kalmış haliyle çalıyor ve ardından Günün Haberlerine geçiyor. Bu melodiyi çalmak için görevlendirilmek bir onur itfaiyeciler için.
Ayrıca bu iki ayrı tarzdaki kulelerin hikâyesi de enteresan. İki kardeş mimar iki ayrı kuleyi ve bitişlerini yapmakla görevlendiriliyor. Küçük olan kardeş ağabeyinden çok daha estetik ve güzel bir kule yapınca, ağabeyi kıskançlıktan küçük kardeşini bıçaklayarak öldürüyor. Bu bıçağı bugün, Kapalı Çarşının (Sukiennice), Azize Meryem Kilisesine açılan kapısının üzerinde görmek mümkün. Kilisenin içine girdiğinizde gördüğünüz olağanüstü mihrap ve sanat şaheseri vitraylar karşısında küçük dilinizi yutacaksınız. Polikronik sahneler ve vitrayların çizimleri, Polonya’nın en ünlü edebiyatçılarından ve ressamlarından Jan Matejko ve Stanislaw Wyspianski'nin eseri. 1477–1489 yıllarında vücuda getirilen mihrap, Dünyanın en büyük Gotik tarzdaki ahşap mihrabı. Ustası ise Alman Witt Stwosz. Rivayete göre sanatçı bu mihrabı yapmak için, Krakow Belediyesinin 1,5 yıllık bütçesi kadar bir para ister. Dönemin belediyesi bunu kabul eder ve taksitlerle ödeme yapmaya baslar. Alman sanatçı, bir Polonyalı kıza âşık olur ve Krakow'da yasamaya baslar. Ortaya çıkan mihrap o kadar muhteşem bir yapıt olmuştur ki, sanatçı son taksitleri almaz ve mihrabın geri kalanını sanat dünyasına hediye olarak sunar. Dünyanın tek tuz madeni müzesinin – Wieliczka' nin da bu kentte olması, Krakow sadece 70 km. uzaklıkta kurulan II. Dünya Savaşının en büyük ve merkez Toplama Kampları Auschwitz – Birkenau’nun da bu bölgede olması bu bölgeye turist akınına sebep oluyor.
|