ve esir elde etmek için, toprak kazancı amacı gütmeyen akınlar düzenlemeyi adet haline getirmişlerdir.Osmanlı İmparatorluğu 1475 yılında Kırım Tatarlarını himayesi altına almış, 1484 yılında da Boğdan’ın (Moldavya) Karadeniz deki limanları olan Kilye ve Akkerman’ı ele geçirmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan Krallığının sınırları Dniester nehri ile Kilye ve Akkerman şehirleri çevresinde birleşmiştir. Polonya ile Osmanlı İmparatorluğu 300 yıl komşu olarak yaşamışlardır.
1489 yılında Lehistan Kralı Kazimierz Jagiellonczyk tarafından Sultan II. Beyazıd'a elçi olarak gönderilen Mikolaj Firlej, Leh Kralı adına Osmanlılarla bir ahitname (dostluk anlaşması) imzalamıştır. Aynı yıl Sultan II. Beyazıt tarafından Leh Kralına gönderilen Latince ve İtalyanca iki namede dostluk ifadelerine yer verilmiş ve Türkiye'ye gelecek Leh tacirlere her türlü kolaylığın gösterileceği belirtilmiştir.XVI'ncı yüzyılda Osmanlı-Leh ilişkileri, Orta Avrupa'daki kuvvet dengesine bağlı olarak daha yakın ve sürekli bir nitelik kazanmıştır. Krakow ile İstanbul arasında birçok elçi ve elçilik heyeti teati edilmiş, dostluk anlaşmaları da sürekli olarak yenilenmiştir. İki ülke Habsburg hanedanı altında Alman yayılmasına karşı mücadele etmiş ve Macaristan'ı korumak için işbirliği yapmışlardır.
Bu şekilde Polonya ve Macaristan Osmanlı Türkleriyle siyasi bağlar kuran ilk Hıristiyan devletler olmuş, bunları aynı yüzyıl içinde Fransa, Venedik Cumhuriyeti ve İngiltere izlemiştir.XVI'ncı yüzyılda Sultan II. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II. Selim Lehistan'a karşı dostluk politikasını sürdürmüşlerdir. 1572'de Jagiellon hanedanının son kralı Zigmunt II. August'un varis bırakmadan ölümünden sonra Polonya kralları seçimle işbaşına gelmeye başlamışlardır. Bu nedenle, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın sadrazamlığına rastlayan yıllarda Lehistan tahtı üzerinde Türklerin sözü geçerli olmuştur.
Polonya, Orta Çağ sonlarından 1772'deki ilk bölüşülmesine kadar Avrupa'nın büyük devletleri arasında yer almıştır. XVII'nci yüzyıl sonlarına kadar da Rusya'dan daha önemli ve güçlü bir devlet sayılmıştır. Polonya genel olarak, vazgeçildiği takdirde Avrupa'nın dengesini olumsuz şekilde değiştirecek, bu nedenle de vazgeçilmez bir devlet olarak görülmüş, önemli devletler ile çevrili Polonya'nın komşularından birinin eline geçmesinin diğerleri için büyük zararlar verecek sonuçlar yaratacağı düşünülmüştür. Bu durumun ışığında, Polonya'nın bağımsızlığı ve Polonya tahtını işgal edecek kişi Osmanlı İmparatorluğu için önem taşımıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun amacı, Polonya tahtına Habsburg hanedanından bir kişinin geçmesini önlemek olmuştur. Habsburgları tutan Papa tarafından üç kez Habsburglar Polonya kralı ilan edilmiş, ancak bu üç girişim de Divanı Hümayun'un Viyana'ya, bir arşidükün Krakow'a gönderilmesinin savaş sebebi sayılacağını bildirmesi üzerine sonuçsuz kalmıştır. Sultan II. Selim 1573 yılında Lehistan Meclisi Sejm'e bir ferman göndererek, Almanya'ya taraftar bir kral seçmekten kaçınmaları uyarısında bulunmuştur. ("...rızayı şerifime mugaayır haricden kimsene getiresiz, bir vechile özrünüz mahalli kabulde vaki olmaz.")
Divanı Hümayun, Fransa Kralının kardeşi III. Henri'nin Lehistan tahtına getirilmesini uygun görmüş ve Sultan II. Selim, Fransa Kralı ile Leh Meclisi Sejm'e gönderdiği fermanlarda III. Henri'yi "Vilayeti Leh'e nasbu tayin" eylediğini bildirmiştir. Leh Meclisi Mayıs 1573'te III. Henri de Valois'yı Polonya Kralı ilan etmiştir.Ocak 1574'te Krakow'a gelen Henri, ağabeyinin öldüğünü öğrenince Haziran ayında kaçarcasına Polonya'dan ayrılmış ve Paris'e dönerek Fransa Kralı ilan edilmiştir. Yeni hükümdarın kim olacağı hususundaki çekişme yine Osmanlıların lehine sonuçlanmış ve Osmanlıların namzedi Erdel (Transilvanya) Prensi Stephen Bathory Polonya Kralı seçilmiştir. Bathory 1586'daki ölümüne kadar Osmanlılardan güçlü destek görmüştür.
Bathory'nin ölümü üzerine Divanı Hümayun, Vasa hanedanından İşveç Veliahdı Sigismund'u Polonya Krallığına uygun görmüştür. 1587'de III. Sigismund adıyla kral olan İşveç Veliahdı, 1592'de aynı zamanda İsveç Kralı olmuştur. Polonya ve İsveç tahtlarının birleştiği 1592 yılı, Lehistan'ın Osmanlı İmparatorluğuna tabi olmaktan ayrıldığı yıl olarak kabul edilmektedir. Böylece Osmanlı tarihinde Lehistan'ın 20 yıl süreyle Osmanlılara tabi olarak yaşadığı kabul edilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan özellikle XVII'nci yüzyılda zaman zaman karşı karşıya gelmişlerdir. Bunlardan en önemlisi, Kral III. Jan adıyla Polonya tahtına geçen Jan Sobieski'nin 1683 yılındaki ikinci Viyana kuşatması sırasında bir Hıristiyan ordusu ile Türk kuvvetlerini Kahlenberg savaşında bozguna uğratması olmuştur. Bundan önceki olaylar ise şu şekilde gelişmiştir.
1616 yılında bazı Leh asillerinin Boğdan'da çıkan bir ayaklanmayı Türklere karşı desteklemeleri Osmanlılar ile Lehistan'ın arasını açan bir gelişme olmuştur. Bu ayaklanma Osmanlı kuvvetlerince bastırılmıştır. Öte yandan, Kırım Tatarlarının Polonya'ya yaptığı akınlar devam etmiştir. Durum bir savaşa dönüşmek üzereyken, I. Sultan Ahmed'in ölümünden iki ay kadar önce Bassa muahedesi yapılmış ve buna göre Polonya'nın Kırım'a yıllık haraç vermeye devam etmesi ve Polonyalıların Dniester nehrini asla geçmemeleri kararlaştırılmıştır. Ancak Polonya'nın Boğdan'a müdahalelerinin devam etmesi üzerine Divanı Hümayun, Lehistan Krallığına bir ders vermek gerektiğine kanaat getirmiş ve o sırada padişah olan II. (Genç) Osman Lehistan seferiyle Vezir İskender Paşa'yı görevlendirmiştir. 20 Eylül 1620'deki Yaş meydan muharebesi Türklerin zaferiyle son bulmuş ve Polonya Osmanlıların isteklerini kabul etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunu Kanuni zamanındaki düzeyine çıkarmak isteyen II. Osman ertesi yıl 21 Mayıs 1621'de Lehistan seferine çıkmıştır. Lehistan veya Hotin Seferi Hümayunu diye anılan bu seferde Hotin kalesi muhasara edilmiştir. Altı taarruza rağmen kale düşürülememiş, ancak Lehlere büyük bir gözdağı verilmiştir. Ordunun kuşatmayı kaldırmayacağının ilan edilmesi üzerine Lehler barış teklifinde bulunmuşlar ve Hotin kalesini Türklere terk etmişlerdir.
1667 yılında Polonya'nın Baltık toprakları İsveç'e, Doğu Ukrayna da Rusya'ya geçmiştir. 1674'te kral olan Jan Sobieski, yukarıda değinildiği gibi, ikinci Viyana kuşatmasında Türk ordusunun yenilmesinde önemli rol oynamıştır. Polonya'nın denize çıkışının güçlükleri ve daha çok bir kara devleti olması, milli hanedanını kaybetmesi ve bunun sonucunda seçimle dışarıdan kral getirmesi, bunun ise Polonya üzerinde bir rekabetin doğmasına yol açması, öte yandan soylulara tanınan geniş veto hakkının yönetimi felç etmesi gibi nedenler ülkenin gittikçe zayıflamasına ve Rusya, Prusya ve Avusturya arasında sıkışıp yok olmasına yol açmıştır. Polonya'nın taksimine ve neticede devlet olarak ortadan kalkmasına yol açan gelişmeler Polonya tarihine ilişkin notumuzda ayrıca incelenmiştir.
Polonya XVIII. yüzyılda komşuları Rusya, Prusya ve Avusturya arasında üç kez taksime uğradıktan sonra 1795 yılında haritadan silinmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Polonya'nın taksimini tanımayan ve yüzyılı aşkın bir süre devlet geleneğinde Polonya mevcutmuş gibi davranan tek ülke olmuştur. Bu dönemde, ülkelerinin işgaline çeşitli tarihlerde başkaldıran Polonyalı devrimcilere İstanbul’da barınma ve siyasi faaliyet olanağı tanınmış, Beykoz'da Polonezköy (Adampol) kurulmuş ve çok sayıda Polonyalı Osmanlı devlet hizmetine alınmıştır. Bunlardan birçoğu Osmanlı idaresinde en yüksek rütbelere erişmişlerdir.Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkilerin genel niteliğini, tarihi süreç içindeki askeri çatışmalar değil, uzun barış içinde yan yana yaşama dönemleri, ilişkilerin en başından beri mevcut olan ticaret, karşılıklı kültürel ve toplumsal etkiler ve Türklerce Polonya'nın bağımsızlığına verilen destek tayin etmiştir. Osmanlı-Türk kültürü uzun tarihi ilişkiler boyunca hem Polonya'ya, hem de Polonya aracılığı ile Avrupa'ya yansımıştır. Osmanlı döneminde saraya ve devlet hizmetine giren Polonyalılar gibi, Cumhuriyet döneminde de birçok Polonyalı Türk eğitim ve teknik kurumlarında görev yapmışlardır. Böyle bir tarihi geçmiş, Türkiye ile Polonya arasında bir dostluk ortamı ve iki millet arasında karşılıklı sempati yaratmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sonunda 1918 yılında Polonya bir Cumhuriyet olarak yeniden kurulmuştur. Türk İstiklal Savaşı’ndan sonra, Lozan Barış Konferansı sırasında Türkiye ile Polonya arasında bir Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalanmış, Ankara ve Varşova'da karşılıklı Büyükelçilikler açılmış, Yahya Kemal Beyatlı Büyükelçi olarak Polonya'ya gönderilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı Polonya topraklarında başlamıştır. Bu savaşın başında Nazi Almanyası ile Sovyet Rusya arasında dördüncü kez taksim edilen ve altı yıl işgal altında kalan Polonya'ya Türkiye Cumhuriyeti, savaştaki tarafsızlık statüsüne rağmen, Polonyalı asker ve mültecilere sağladığı olanaklarla yardımcı olmuştur. Savaş sonrasında Kızıl Ordu tarafından kurtarılan Polonya'nın komünist bir devlete dönüştürülmesi, Türkiye'nin NATO'ya katılması, Polonya'nın ise Varşova Paktı'nda yer alması sonucunda soğuk savaş yıllarında Türkiye ile Polonya karşıt iki blok içinde yer almışlardır. 1989'da Polonya'da komünizmin yıkılışından sonra Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler yeni bir canlanma dönemine girmiştir.
|